Çirkin Ördek Yavrusu Masalı

Sıcak bir bahar sabahıydı. Gökyüzü masmaviydi, göl kenarındaki ağaçların dallarında kuşlar cıvıldıyordu. Su yüzeyinde açan nilüferler rüzgarla hafifçe salınıyordu. Gölün kıyısındaki sazlıkların arasında bir ördek annesi kuluçkaya yatmıştı. Günlerdir sabırla yumurtalarını koruyor, civcivlerinin çıkacağı anı bekliyordu.

Bir sabah, nihayet ilk yumurta çatladı. Ardından diğerleri… Pofuduk, sarı civcivler birer birer yumurtalarından çıktılar. Hepsi birbirinden tatlıydı.
Fakat en büyük yumurta hâlâ çatlamamıştı. Anne ördek merakla bekledi. Nihayet, o yumurta da çatladı ve içinden diğerlerinden biraz farklı, daha iri bir yavru çıktı. Tüyleri sarı değil griydi, gagası da daha uzundu.
Anne ördek şaşırsa da onu hemen kanatlarının altına aldı. “Hepsi benim yavrularım,” dedi.
Ama günler geçtikçe diğer yavrular, bu yeni kardeşleriyle dalga geçmeye başladı.
“Senin tüylerin garip,” dediler. “Sen bizden farklısın!”
Zavallı yavru her gün üzülüyordu. Kimse onunla oynamak istemiyordu. Gölde yüzerken bile diğerleri ondan uzak duruyordu.
Bir gün artık dayanamadı. Sessizce annesine baktı, “Ben farklıyım anne, kimse beni istemiyor,” dedi.
Anne ördek üzülse de, yavrusunu koruyamadı. O da biliyordu, diğerleri acımasızdı.
Yavru ördek bir sabah güneş doğarken gölden ayrıldı. “Belki başka bir yerde beni severler,” diye düşündü.
Uzun günler yürüdü. Yağmurda ıslandı, rüzgarda üşüdü. Ormanda, tarlalarda, köy yollarında dolaştı. Bazen insanlar onu görünce kovdu, bazen hayvanlar alay etti. “Ne tuhaf bir kuş!” diyorlardı.
Küçük ördek bazen bir samanlıkta uyudu, bazen bir derenin kenarında. Yalnızdı ama içinden bir ses, “Dayan, bir gün her şey değişecek,” diyordu.
Kış geldiğinde hava buz gibi oldu. Göller dondu, yiyecek bulmak zorlaştı.
Bir gün soğuktan neredeyse donacaktı ki yaşlı bir köylü onu buldu, evine götürüp sobanın yanında ısıttı. Yiyecek verdi, su içirdi.
Küçük ördek, o yaşlı adamın sıcak kalbine minnettar kaldı ama bahar gelince yeniden özgürlüğüne kavuşmak için yola çıktı.
Günler sonra göl kıyısına ulaştı. Gölün üzerinde süzülen bembeyaz kuşlar gördü. Gözleri kamaştı. “Ne kadar güzeller,” dedi içinden. “Keşke ben de onlar gibi olabilsem.”
Ama sonra içinden bir cesaret geldi: “Onların yanına gideceğim. Kovsalar bile fark etmez.”
Yavaşça göle girdi, suya yaklaştı. Suda kendi yansımasına baktı…
Ve donakaldı.
Artık o gri tüyleri yoktu. Sapsarı gagası, bembeyaz tüylerle çevriliydi. Kanatları güçlü, boynu zarifti.
“Ben… ben bir kuğuyum!” diye fısıldadı şaşkınlıkla.
Diğer kuğular yanına geldiler.
“Hoş geldin aramıza,” dediler.
Küçük ördek sonunda kendini bulmuştu. Artık ne alay eden sesler, ne de dışlanmışlık vardı. Sadece huzur, özgürlük ve kendiyle barış içindeydi.

Gökyüzüne baktı, derin bir nefes aldı. “Meğer farklı olmak kötü bir şey değilmiş,” dedi gülümseyerek.
O günden sonra gölün en zarif kuşu olarak özgürce yüzdü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir