Tako, sabah gözünü açar açmaz pencereye koştu. Perdeyi araladı ve dışarıya baktı. Etrafın bembeyaz olduğunu gördü. Mevsim kış, ay Aralık’tı. Tako, kış mevsimini çok seviyordu. Çünkü kış demek, lapa lapa kar yağması ve kartopu oynamak demekti. Bütün yavru pandalar gibi o da karla oynamayı çok seviyordu.
Tako’nun annesi Nana “Haydi herkes kahvaltıya” diye seslendi. Tako hemen mutfağa geldi ve sandalyesine oturdu. Heyecandan yerinde duramıyordu. Bir an önce dışarı çıkıp, kendini bembeyaz karların üzerine atmak istiyordu. Tako annesine “Anneciğim, kahvaltıdan sonra dışarı çıkabilir miyim?” diye sordu. Annesi “Takocuğum, tabii ki çıkabilirsin ama üstünü kalın giyinmek şartıyla. Bir de atkı ve şapkanı da unutmaman gerek” diye cevap verdi. Tako, kahvaltısını bitirdi. Annesi “Oğlum, atkı ve şapkanı unutma” demesine fırsat kalmadan Tako, kartopu oynamak için dışarıya koştu. Karlarda yuvarlandı, oyunlar oynadı. Artık yorulmaya başlamıştı, biraz da üşümüştü. Eve geri döndü ve içeri girer girmez uykuya daldı. Ertesi sabah uyandığında hem öksürüyor hem de boğazı acıyordu. Eyvah! Hasta olmuştu. Annesi odasına elinde ilaç ve ıhlamur ile girdi. “Günaydın Takocuğum, bak gördün mü? Atkı ve şapkanı almadan dışarı çıktığın için hasta oldun. Şimdi her yer bembeyaz karla doluyken sen evde oturacak ve dışarıya çıkamayacaksın.” dedi.
Tako hem annesini üzdüğü için hem de arkadaşları dışarıdayken evde kaldığı için çok üzüldü. Annesinden özür diledi ve bir daha annesinin sözünden çıkmayacağına dair söz verdi.

