Ormanın en uç kısımlarında, minik bir kelebek yaşardı. Adı Lila’ydı. Lila, renkli kanatlarıyla ormanın en güzel çiçeği gibi görünürdü ama gece olunca karanlık onun için biraz korkutucu olurdu.
Bir gece, ormanda ışıkla dolu büyük bir festival düzenlenecekti. Hayvanlar, bitkiler ve küçük insanlar bir araya gelip Ay Işığı Festivali’ni kutlayacaklardı. Ama festival alanına giden yol, karanlık ve dolambaçlıydı. Lila çok korktu. “Ya kaybolursam? Ya düşersem?” diye düşündü. Tam o sırada, yaşlı ve bilge bir kaplumbağa olan Tiko yanına geldi. “Lila,” dedi, “cesaret yalnızca korkmamak değildir. Cesaret, korkmana rağmen bir adım atmaktır. Senin ışığın, yolumuzu aydınlatacak.” Lila derin bir nefes aldı ve minik kanatlarını çırptı. Yavaş yavaş karanlık ormanda ilerledi. Yol boyunca karşısına küçük engeller çıktı: düşmüş dallar, gölgeler, sessiz çalılık. Ama her seferinde Tiko ve diğer arkadaşları ona yol gösterdi. Sonunda festival alanına ulaştılar. Ay ışığı, Lila’nın kanatlarına vurdu ve kelebek, ışıkla dans eder gibi uçmaya başladı. Tüm hayvanlar ve insanlar hayranlıkla izledi. Lila’nın cesareti, yalnızca kendisi için değil, arkadaşları için de bir umut ışığı olmuştu.
O günden sonra Lila, karanlık ve zorluklar karşısında cesur olmanın, sabırlı olmanın ve arkadaşlarına güvenmenin ne kadar değerli olduğunu öğrendi. Orman, Lila’nın ışığı sayesinde artık daha parlak ve daha neşeli bir yerdi.

