Gökyüzünün en parlak günlerinden birinde, pembe bulut Yuli kendini biraz yalnız hissetmiş. Gökyüzünde geniş bir yer kaplıyormuş ama yine de birileriyle konuşmak istiyormuş. Aşağıya bakınca küçük bir köy görmüş. Evlerin bacalarından duman yükseliyormuş, bahçelerde çocuklar oynuyormuş. Yuli merak etmiş. “Acaba aşağıda nasıl bir hayat var?” diye düşünmüş. O an tatlı bir rüzgar esmiş ve Yuli yavaşça alçalmaya başlamış. Köyün üstüne geldiğinde herkes gökyüzündeki pembe renkli bulutu fark etmiş. Çocuklar sevinçle el sallamış. Bu Yuli’yi çok mutlu etmiş.
Yuli köyün üzerinde usulca dururken çocuklardan biri elindeki uçurtmayı havaya bırakmış. Uçurtma Yuli’nin yanına kadar yükselmiş. Yuli uçurtmaya dokunamıyormuş ama ona hafifçe gölge yapmış. Çocuk, “Bana yardım ediyor,” diye düşünmüş. Köydeki diğer çocuklar da oyunlarını Yuli’nin gölgesinin altına taşımış. Çünkü Yuli nerede durursa orası serinliyormuş. Gün öğlene yaklaşırken güneş biraz daha yakıcı hale gelmiş. Yuli bunu fark ettiğinde tüm köyün üzerine genişçe yayılmış. “Herkes rahat etsin,” diye içinden geçiriyormuş. Köylüler de bu nazik davranıştan çok etkilenmiş. Gökyüzüne gülümseyerek bakmışlar. Akşam olup hava serinlediğinde Yuli artık gitmesi gerektiğini hissetmiş. Ama ayrılmadan önce köyün üstünde hafifçe titremiş ve içinden minicik pembe damlacıklar düşmüş. Bu damlalar yağmur değilmiş; yumuşacık parlaklıkları varmış. Çocuklar ellerini açmış ve damlacıklar avuçlarına düşünce tatlı bir sıcaklık hissetmişler.
Yuli gökyüzüne doğru yükselirken köy yumuşak bir pembe parıltıya bürünmüş. Çocuklar hep birlikte gökyüzüne bakıp Yuli’ye el sallamış. Yuli ise kendini artık hiç yalnız hissetmiyormuş. Çünkü sevgi paylaştıkça çoğalıyormuş.

