Ormanın güneşe bakan yamacında tek bir mavi çimen büyüyormuş. Çevresindeki tüm çimenler yeşilmiş ama bu mavi çimen gökyüzünün en yumuşak tonuna sahipmiş. Minik geyik Luni her sabah oradan geçiyormuş ve mavi çimeni selamlamayı çok seviyormuş.
Bir sabah rüzgar hafifçe esmiş ve çimenden tatlı bir tını yükselmiş. Luni şaşırmış. “Sanki bir şarkı söylüyormuş,” diye içinden geçirmiş. Çimene yaklaşmış ama korkmadan, sevgiyle. Rüzgar her estiğinde mavi çimen yumuşacık bir sesle titreşiyormuş. Luni, bu sesi duydukça kalbinin neşeyle dolduğunu hissetmiş. Luni ertesi gün arkadaşlarını da çağırmış. Tavşan Cipo, Karga Mimi ve Kaplumbağa Susa birlikte mavi çimenin yanına gelmişler. Rüzgar esince çimen yine hafif hafif şarkı söylemiş. Her biri durup dinlemiş. Cipo kulaklarını dikmiş, Mimi kanatlarını yavaşça çırpmış, Susa ise gözlerini kapatmış. “Ne güzelmiş böyle sessizce dinlemek,” diye düşünmüşler. Günler geçtikçe mavi çimenin sesi onların buluşma noktası olmuş. Luni artık yalnız hissetmiyormuş. Çünkü her gün bir araya gelip bu melodiyi paylaşıyorlarmış. Çimen sanki herkese “Bir araya gelince daha güzelmiş,” diyormuş.
Bir sabah rüzgar biraz daha güçlü esmiş. Mavi çimen bu kez daha gür bir tonda titremiş. Arkadaşlar şaşırmış ama mutlu olmuş. Ormanda huzurlu bir müzik yayılmış. Güneş de bu melodiyi duymuş gibi parlamış. Luni ve arkadaşları yan yana oturmuş. Aralarında hiç konuşmadan, yalnızca paylaşmanın huzurunu hissetmişler. Gün batarken mavi çimen hafif bir tonda son kez tıngırdamış. Luni gülümsemiş. “Bu şarkı hep içimde kalacakmış,” diye içinden geçirmiş. O günden sonra ormanın o yeri dostluklarının sembolü olmuş ve her biri oraya her geldiğinde kendini biraz daha mutlu hissediyormuş.

