Uzak diyarlarda, sarı yaprakların halı gibi serildiği bir ormanda Kirpi Piko yaşardı. Piko’nun sırtı minik dikenlerle kaplıydı ama kalbi pamuk gibiydi. En büyük hobisi ise sonbaharda fındık toplamaktı.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da ormanda büyük bir etkinlik vardı: Sonbahar Panayırı! Tüm orman halkı, birbirinden güzel yiyecekler, oyunlar ve sürprizlerle panayıra hazırlanıyordu. Her hayvan bir şey getiriyordu. Tavşanlar havuç kek yapıyor, sincaplar ceviz kurabiyesi pişiriyor, kuşlar ise şarkılar söylüyordu.
Piko ise panayıra götürmek üzere en güzel fındıkları toplamak istiyordu. Sabah erkenden sepetini aldı, “Bugün panayır için en iri ve en lezzetli fındıkları bulacağım!” diyerek yola çıktı.
Yürürken karşısına yaşlı bir kaplumbağa çıktı.
“Merhaba Piko. Sepetin boş ama yüzün gülüyor, nereye böyle?”
“Panayır için fındık toplamaya gidiyorum! En güzel fındıkları bulacağım!”
Kaplumbağa yavaşça gülümsedi, “Güzel ama unutma, sadece toplamak değil, paylaşmak da önemlidir.”
Piko başını salladı ama pek de anlamadı. Sonra ormanın derinliklerine doğru yol aldı. Yol boyunca minik minik fındıklar buldu, sepetine attı. Birden gözleri bir çalının altındaki dev bir fındığa takıldı. “Vay canına! Bu şimdiye kadarki en büyük fındık!” diye bağırdı.
Tam alacakken, ince bir ses duydu. “Lütfen… onu alma.”
Piko şaşkınlıkla sesin geldiği yere baktı. Karşısında minik bir fare duruyordu. Karnı aç, sesi titrekti.
“Bu fındıkla kış için yiyecek depoluyordum. Bulduğum tek yiyecekti.”
Piko önce duraksadı. Bu fındığı panayıra götürüp herkesin ilgisini çekebilirdi. Ama sonra yaşlı kaplumbağanın sözleri aklına geldi: “Paylaşmak da önemlidir.”
Derin bir nefes aldı ve fındığı minik fareye uzattı.
“Buyur, senin olsun. Sanırım senin buna benden daha çok ihtiyacın var.”
Fare sevinçle fındığı aldı, “Teşekkür ederim Piko! Çok cömertsin!”
Piko yola devam etti ama içinde hafif bir hüzün vardı. Sepeti hâlâ yarı boştu. “Acaba panayıra ne götüreceğim?” diye düşündü.
Tam o sırada başının üstünden bir ceviz düştü, ardından bir diğeri… sonra bir fındık, bir kestane! Piko başını kaldırınca bir sincabın ağacın tepesinden ona gülümsediğini gördü.
“Sana yardım etmek istiyorum. Yaptığın iyiliği gördüm. Bu da benim sana hediyem.”
Piko sepetini ağzına kadar dolmuş halde panayıra ulaştırdı. Tüm hayvanlar onun getirdiği yiyecekleri tattı. Ama en güzeli ne fındıkların tadıydı, ne cevizlerin… En güzeli, Piko’nun yaptığı iyiliğin herkes tarafından bilinmesiydi.
Panayır sonunda ormanın en değerli ödülü olan “Ormanın En Yardımsever Canlısı” madalyası Piko’ya verildi.
Piko gülümsedi. “En büyük fındık değilmiş önemli olan… En büyük kalpmış.”
O günden sonra herkes Piko’yu hem çalışkanlığıyla hem de cömertliğiyle tanıdı.

