Gökyüzünde küçük bir bulut yalnız dolaşıyormuş. Minik Bulut, diğer bulutların etrafında uçarken biraz çekingen davranırmış. Güneş, onu fark etmiş ve yanına yaklaşmış. “Merhaba Minik Bulut! Neden yalnız dolaşıyorsun?” demiş Güneş. Bulut önce biraz utana sıkıla sessiz kalmış. Ama sonra rüzgâr gelip kulağına hafifçe fısıldamış: “Cesur ol, Minik Bulut. Oyun oynamak güzeldir.” Bulut biraz da rüzgârın cesaretiyle Güneş’e yaklaşmış. Güneş, onu gökyüzünün en parlak köşesine davet etmiş. Minik Bulut, yavaş yavaş renkli bir gökkuşağı oluşturmaya başlamış.
Güneş ve Minik Bulut birlikte gökyüzünü süslerken, diğer bulutlar da onlara katılmış. Mavi bulut, sarı bulut ve pembe bulut el ele verip gökyüzünde harika şekiller yapmışlar. Küçük bir kuş, Minik Bulut’un yanına gelmiş ve teşekkür etmiş. “Senin gökkuşağın sayesinde yuvalarımızı kaybetmeden bulabildik!” demiş kuş. Minik Bulut, paylaşmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu anlamış. Artık yalnız hissetmiyor, diğer bulutlarla birlikte oyunlar oynayıp, gökyüzünü renklendiriyormuş. Akşam olunca Güneş yavaş yavaş batmış ve Minik Bulut gökyüzünde uykuya dalmış.
O andan sonra Minik Bulut, her gün biraz daha cesur olmuş ve yeni arkadaşlar edinmiş. Sabah olduğunda gökyüzüne baktığında, gökkuşağının bir yerlerde başka küçük canlıları mutlu ettiğini hayal etmiş. Minik Bulut, paylaşmanın ve cesaretin kalpteki sıcak ışık gibi büyüdüğünü anlamış. Gökyüzü artık her zamankinden daha parlak ve neşeliymiş.

