Derin, mavi bir gölde, minik bir balık yaşardı. Adı Minoydu. Mino, diğer balıklardan çok farklıydı. Çünkü onun bir hayali vardı: uçmak!
Göldeki tüm balıklar yüzmeyi severdi, ama Mino hep yukarıya, gökyüzüne bakardı.
“Bulutlar neye benziyor acaba? Kuşlar nasıl süzülüyor? Ben de bir gün uçabilir miyim?” diye düşünürdü.
Bir gün, gölün üstünden süzülen bir martıya seslendi:
“Hey Martı! Beni de yanında uçurur musun?”
Martı şaşkınlıkla aşağı baktı. “Sen… bir balıksın! Balıklar uçamaz ki!”
Ama Mino vazgeçmedi. “Belki de bir yol vardır! Denemeden bilemeyiz!”
Mino’nun bu hayalini duyan diğer balıklar kıkırdadı.
“Uçmak mı? Hadi ama Mino! Biz balığız, kanadımız yok, gökyüzü bizim yerimiz değil!” dediler.
Ama Mino pes etmedi. O gün karar verdi: Her gün gökyüzüne biraz daha yaklaşacaktı.
Önce zıplama alıştırmaları yaptı. Suyun yüzeyinden sıçradı, tekrar suya düştü. Bir daha sıçradı, biraz daha yükseldi. Sonra başka hayvanlardan yardım istemeye karar verdi.
İlk durağı göl kenarında yaşayan Kurbağa Zıpzıp oldu.
“Zıpzıp, sen çok yükseğe zıplayabiliyorsun. Bana da öğretir misin?”
Kurbağa güldü ama Mino’nun kararlılığını görünce kabul etti.
Günlerce çalıştılar. Mino, suyun yüzeyinden daha yükseğe sıçramayı öğrendi. Ama hâlâ gökyüzüne ulaşamıyordu.
Sonra gölün üstünde yaşayan Yusufçuk Perisi ile tanıştı. Yusufçuk kanatlarıyla Mino’nun yanına kondu.
“Senin gibi azimli bir balık görmedim. Sana bir sihirli fikir verebilirim,” dedi ve küçük bir yaprağı Mino’nun sırtına bağladı.
“Bu yaprak özel bir yaprak. Rüzgarla birlikte süzülmene yardımcı olur. Ama unutma, ne kadar yükselirsen yüksel, kalbin yerde olmalı.”
Mino, teşekkür ederek yaprağı sırtına taktı. Ertesi sabah en büyük zıplamasını yaptı.
1… 2… 3… ZIIIIPPP!
Mino o kadar yüksek sıçradı ki, gölün yüzeyinden yukarı, martıların uçuş mesafesine kadar yükseldi. Rüzgar yaprağı yakaladı ve Mino bir süre havada süzüldü!
“Ben… uçuyorum! Gerçekten uçuyorum!” diye bağırdı.
Tüm göl halkı bu anı izliyordu. Kimisi şaşkın, kimisi hayranlıkla baktı.
Mino, yavaşça suya indi. Gülüyordu. Hayalini gerçekleştirmişti.
O günden sonra göldeki hiçbir balık hayalleriyle dalga geçmedi. Çünkü hepsi öğrendi ki:
“İnanmak, başarmanın yarısıdır.”
Ve Mino, her zıpladığında gökyüzüne yeniden “merhaba” dedi.

