Gölgeli Tepeler’in yamacında yaşayan minik tilki Lino, rüzgârın getirdiği sesleri dinlemeyi çok severmiş. Her esintide farklı bir tını duyar, ne anlama geldiğini merak edermiş. Bir sabah rüzgâr alışılmadık derecede renkli bir ışık getirmiş; mor, turuncu ve mavi ışıklar havada dans ediyormuş. Lino şaşkınlıkla ışıkları takip etmiş.

Renklerin kaynağını ararken yol boyunca farklı hayvanlarla karşılaşmış. Kaplumbağa Kora, “Rüzgâr mesaj taşıyor olabilir,” demiş. Serçe Nini, “Belki de gökkuşağı düşmüştür!” diye heyecanlanmış. Lino tüm bu fikirleri dinleyerek rengârenk ışıkların izini sürmüş ve sonunda büyük bir kayanın önüne gelmiş. Kayaya yaklaştığında ışıkların aslında küçük bir yarığın içinden geldiğini fark etmiş. Yarığın içinde, güneş ışığıyla parlayan kristal bir taş duruyormuş. Rüzgâr kristalin içinden geçince renkleri etrafa saçıyormuş. Lino taşın doğanın bir hediyesi olduğunu anlamış. Işıkların büyüsüne kapılsa da kristali yerinden oynatmamış; çünkü oranın doğal düzenine ait olduğunu sezmiş.

O günden sonra Lino, her rüzgâr estiğinde gözlerini kapatıp renklerin melodisini hayal edermiş. Artık doğanın seslerini daha dikkatle dinliyor, her esintinin kendi hikâyesi olduğunu biliyormuş.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir