Uzak bir ormanda, kar kadar beyaz tenli, gül gibi yanaklı, siyah saçlı güzel bir kız yaşarmış. Onun adı Pamuk Prenses’miş. Her sabah kuşlara yem verir, çiçeklerle konuşur, ormandaki hayvanlara yardım edermiş. Ancak kötü kalpli kraliçe onun güzelliğini kıskanmış. Pamuk Prenses bir gün ormanın derinliklerine kaçmış ve orada minik bir ev bulmuş. İçerisi tertemizdi ama her şey çok küçüktü. Yedi minik tabak, yedi küçük sandalye ve yedi yastık vardı.
Evin sahipleri, ormanda çalışan yedi cücelermiş. Onlar akşam eve döndüklerinde Pamuk Prenses’i görünce çok şaşırmışlar. Küçük kız, başından geçenleri anlatmış. Cüceler onu hemen korumaya karar vermişler. Artık hep birlikte yaşayıp birbirlerine yardım etmişler. Pamuk Prenses yemek yapar, evi süpürür; cüceler de ona ormanın güzel hikayelerini anlatırlarmış. Her sabah birlikte kahkahalarla güne başlar, akşam yıldızlara dilek tutarlarmış.
Bir gün kötü kraliçe büyülü bir elmayla ormana gelmiş. Pamuk Prenses elmayı ısırınca derin bir uykuya dalmış. Cüceler günlerce başında beklemiş, sevgilerini hiç eksiltmemişler. Ta ki bir gün saraydan gelen iyi kalpli prens, Pamuk Prenses’i görüp kalbinden gelen saf bir sevgiyle elini tutana kadar… Pamuk Prenses uyanmış, cüceler sevinçle dans etmiş. O günden sonra Pamuk Prenses hep ormana dönüp dostlarını ziyaret etmiş. Çünkü biliyordu, gerçek mutluluk dostlukta ve sevgidedir.

