Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde küçük bir tay varmış. Bu tayın adı Prenses’miş. Küçük taya Prenses ismini babası vermiş. Çünkü küçük tayını prensesi olarak görüyormuş. Sadece prenses olarak görmesinin dışında yavrusunu da bir prenses gibi yetiştiriyormuş. Ama bu Prenses’in gelecek hayatı için çok iyi bir şey değilmiş.
Günlerden bir gün Prenses annesinden ve babasından izin alıp arkadaşlarıyla ormanda oynamaya gitmiş. Gitmiş gitmesine ama Prenses diğer taylar gibi dolaşmayı, meyve toplamayı, nehirden tek başına geçmeyi bilmiyormuş. Tay grubu önce ormandaki meyve ağaçlarına gitmiş ve en güzel elmaları, armutları dallardan toplamaya başlamışlar. Ama Prenses daha önce kendisi hiç yiyecek toplamamış. Çünkü onun için bu görevi annesi ve babası yapmış. Prenses arkadaşlarını görünce onların yaptıklarını yapmaya çalışmış ama üstteki dallardan nasıl alacağını bilememiş ve “daha fazla yemeyeceğim” deyip kenara çekilmiş. Daha sonra nehrin kenarına gidip su içmeye karar vermişler. Fakat tadı güzel olan suya ulaşmak için nehri geçmeleri diğer taraftan içmeleri gerekiyormuş. Ama Prenses annesi ve babası olmadan daha önce hiç nehirden geçmemiş. Arkadaşlarına susamadığını ve nehri geçmeyeceğini söyleyip onları beklemiş. Akşam olup eve döndüğünde çok mutsuzmuş. Annesiyle babası kızlarının eve mutlu geleceğini düşünüyormuş. Ama bu kadar mutsuz gelince bir şeylerin ters gittiğini düşünmüşler ve hemen kızlarıyla konuşmak istemişler. Anne at “Kızım neyin var? Neden mutsuzsun?” diye sormuş. Prenses arkadaşlarıyla yaptıklarını anlatmış ama hiçbirinde kendine güvenememiş ve arkadaşlarından hep geri kalmış. Anneyle baba at Prenses’in anlattıklarını dinleyince aralarında bir karar almışlar. Baba ve anne bundan sonra kızlarına her şeyi kendisinin yapmasını öğretmeye karar vermişler.
O günden sonra Prenses, prenses gibi yaşamayı bir kenara bırakmış ve kendi ayaklarının üzerinde durarak yaşamaya başlamış. Bir şeyleri başardıkça kendiyle gurur duymuş ve her işini kendi yapmış. Masal da burada bitmiş.

