Bir sabah gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış. Minik kuşlar dallarına sığınmış, çiçekler başlarını eğmiş. Güneş, bulutların ardında saklanmış ve “Bugün kimseyle konuşmak istemiyorum.” demiş. O sırada yeryüzüne düşen ince damlalar başlamış: Yağmur gelmiş! Yağmur, neşeyle pıt pıt yere düşmüş, toprağı koklatmış. “Ne güzel oynuyoruz, neden üzgünsün Güneş?” diye sormuş. Güneş iç çekmiş, “Kimse beni görmek istemiyor artık.” demiş.
Yağmur, dostunun üzüntüsünü duyar duymaz dans etmeyi bırakmış. “Olur mu öyle şey!” demiş, “Sen olmazsan çiçekler solarmış, kuşlar yollarını bulamazmış. Ben seninle yan yana geldiğimde gökyüzü gökkuşağına dönüşürmüş.” Güneş biraz şaşırmış, biraz da sevinmiş. “Gerçekten mi?” diye sormuş utangaçça. Yağmur gülümsemiş, “Evet, dostlar birbirine renk katar.” demiş.
O günden sonra Güneş ile Yağmur buluşmaya karar vermiş. Ne zaman biri üzülse diğeri hemen gökyüzüne çıkıp gülümsemiş. Her buluştuklarında gökyüzü gökkuşağıyla süslenmiş. Çocuklar başlarını kaldırıp “Bak, Yağmur ve Güneş yine arkadaş olmuş!” demişler. Gökyüzü o günden sonra hiç yalnız kalmamış.

