Fındık adında minik bir fare vardı. Boyu küçücüktü ama dolap gibi büyük bir kalbi vardı. Ormanın kenarındaki minik bir ceviz kabuğunun içinde yaşıyor, her sabah uyanır uyanmaz yumuşacık çoraplarını giyip dışarı çıkıyordu.
Bir sabah, Fındık yatağından keyifle kalktı, esnedi, pencereye baktı. Güneş ışıl ışıldı!
“Hımm, ne güzel bir yürüyüş havası!” dedi kendi kendine.
Çekmecesini açtı.
Bir çorap…
İki çorap…
Ama… dur!
Bir çorap eksikti!
Sadece sol ayağına ait kırmızı puantiyeli çorabı bulabilmişti. Sağ çorap yoktu!
Fındık hemen aramaya koyuldu. Battaniyenin altına baktı. Yastığın içine daldı. Sandığın içine bile burnunu soktu. Ama çorap yoktu.
“Nereye kayboldu bu çorap?” diye söylendi.
İlk olarak sincap Mino’ya uğradı.
“Mino, çorabımı gördün mü? Kırmızı, puantiyeli ve çok yumuşak.”
Mino başını salladı. “Hayır görmedim ama belki baykuş Nine biliyordur.”
Fındık hemen ağacın tepesindeki baykuş Nine’ye tırmandı.
“Baykuş Nine, çorabımı bulamıyorum!”
Baykuş gözlüklerini düzeltti.
“Bazen bir şeyi ararken, bakmadığımız yerlere bakmak gerekir evladım. Nereye baktın?”
“Yatağın altına, çekmeceye, hatta sandığın içine…”
Baykuş Nine gülümsedi.
“Peki çamaşır ipine baktın mı?”
Fındık gözlerini açtı. “Çamaşır ipine mi?”
Heyecanla evine döndü. Arka bahçeye koştu ve ne görsün!
Kırmızı puantiyeli çorabı, ipte sallanıyordu!
Annesi önceki gün yıkayıp asmıştı ama Fındık tamamen unutmuştu!
“İşte buradasın!” diye sevinçle zıpladı. Hemen çorabını giydi, bir sağ bir sol ayakla havada dans etti.
O gün Fındık şunu öğrendi:
Bir şey kaybolduğunda, paniğe kapılmadan önce tüm olasılıkları düşünmek, bazen kaybolanı bulmanın en kısa yoludur.
Ve en önemlisi: Çamaşır ipini kontrol etmeyi hiç unutmadı!

