Bir zamanlar, Renkler Ormanı’nın kenarında gri mi gri, minik mi minik bir fil yaşarmış. Adı Fiko’ymuş. Diğer filler gibi büyük kulakları ve uzun hortumu olsa da, Fiko’nun bir özelliği onu herkesten ayırırmış: renklere bayılırmış!
Fiko’nun en sevdiği şey gökkuşağını izlemekmiş. Her yağmurdan sonra ormanın tepesine çıkar, renkleri bir bir sayarmış:
“Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor!”
Ama Renkler Ormanı’nda yaşayan diğer hayvanlar bu kadar renk meraklısı değilmiş.
“Fiko yine renklerle mi uğraşıyor?” derlermiş gülerek.
Ama Fiko hiç alınmazmış. O renkleri tanımayı, karıştırmayı ve hatta resimler yapmayı çok severmiş.
Bir gün ormanda büyük bir yarışma düzenlenmiş. Konusu: “Ormanın En Renkli Resmi”
Herkes heyecanla boya kalemlerini ve fırçalarını toplamış.
Fiko da hortumunu fırça gibi kullanarak büyük bir tuvalin karşısına geçmiş.
Ama bir sorun varmış. Fiko’nun sadece gri rengi varmış!
“Ben nasıl renkli bir resim yapacağım?” diye düşünmüş.
Sonra bir fikir gelmiş aklına. Ormanda dolaşmış, çiçeklerden, böğürtlenlerden, yapraklardan doğal renkler toplamış. Kırmızı gelincikler, sarı papatyalar, mor lavantalar…
Hepsinden minik minik karışımlar yaparak doğal boyalar elde etmiş!
Ve tuvaline başlamış:
- Mavi nehir
- Sarı güneş
- Yeşil ağaçlar
- Kırmızı çiçekler
- Turuncu kelebekler
Fiko’nun resmi öylesine canlı olmuş ki herkes hayran kalmış.
Yarışma sonunda jüri başkanı olan yaşlı kaplumbağa, “Bu sadece bir resim değil, bu bir sevgi ve sabır tablosu,” demiş.
Fiko birinci olmuş! Ama onun için birincilikten daha önemli bir şey varmış:
Renklerin her yerde olduğunu keşfetmek.
Artık tüm orman, Fiko’nun yaptığı renk derslerine katılıyor, birlikte doğadan boya yapıyorlarmış. Ve Renkler Ormanı, adını gerçekten hak etmiş.

