Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, Gökyüzü Kütüphanesi adında gizli bir şehir varmış. Bu şehirde kitaplar sadece okunmaz, uçarmış! Evet, yanlış duymadın—her kitap kendi kanatlarıyla gökyüzünde süzülür, okuyucusunu seçermiş.
Bu şehirde, okumayı çok seven ama henüz uçan bir kitap görememiş küçük bir çocuk yaşarmış. Adı Lina’ymış. Her gün kütüphaneye gider, kitaplara dokunur ama hiçbir kitap onu seçmezmiş. Kitaplar sadece içten içe okumayı seven, hayal gücünü kullanan çocuklara açılırmış.
Lina üzülmüş. “Ben kitapları çok seviyorum ama neden hiçbiri beni seçmiyor?” diye sormuş kendi kendine.
Bir gün, yaşlı kütüphaneci Bay Tozuçeken ona yaklaşmış.
“Lina,” demiş, “kitaplar senin yalnızca kelimeleri değil, kalbini de açmanı bekliyor. Bir kitabın içine sadece gözlerinle değil, ruhunla da bakmalısın.”
Lina o gece yatağında uzun uzun düşünmüş.
Ertesi sabah tekrar kütüphaneye gitmiş. Bu kez hızlıca sayfaları karıştırmak yerine, bir kitabı alıp yavaşça açmış. Sayfalara dokunmuş, gözlerini kapatıp kelimeleri hayal etmiş.
Ve o anda…
Kitap birden hafifçe titreşmiş.
Sonra sayfalarından küçük altın kanatlar çıkmış.
“Vıııızzt!” diyerek havalanmış!
Lina heyecanla gülmüş. Kitap havadayken onun etrafında dönmüş, sonra tekrar avuçlarına konmuş.
“İşte seni bekliyordum,” demiş gibi bir sıcaklık yayılmış içinden.
O gün, Lina’nın dünyası değişmiş. Artık kitaplar onunla konuşuyor, birlikte uzak diyarlara yolculuk yapıyorlarmış. Dinozorların zamanına, uzaydaki yıldızlara, okyanusun derinliklerine…
Gökyüzü Kütüphanesi artık onun da evi olmuştu. Ve Lina, hayal gücüyle uçmayı öğrenmişti.

